Sanatla İlk Tanışma


 Kalabalığın üzerimize sindirdiği soğukluktan, yalnızlık ceketini giyerek kurtulduk. Sabahın nazik melteminde, belki;  işe, öğrenmeye yetişirken kaldırdık başımızı. Derin bir nefesle hayatın akışını çektik içimize.
 
   Bir sanat galerisinde verdik nefesimizi.
Bu gürültülü çağın meşakkatinden bir müddet kaçtık kendimizce. Yolumuzun başında, ilk odaya girişimizde her köşede başka renk her köşede başka yaşanmışlık gördük.
 
  Geçmişte tanışıklığımız yok ise önce yadırgadık. İlk derdimiz çözmek oldu belki de. Her tabloda kendimizden bir parça görmeye çalıştık. 
Bazısına çok söz anlattı bazısına da konuşmaya mecali kalmamış, inandırası kaçmış diyiverdik. 

  Her tablo, içindeki her renkte başka, içindeki en ufak çizgide başka hikaye yazdı.

  Odaları keşfettikçe yalnızlığımızla boyaların dilini tanıştırdık. Eflatunla sarıldık, siyaha küsüp sarıyla şakalaştık.

 Sokağın ön yargısından, dolu koridorların hasetinden renklerin korumasına sığındık.

 Adımımızı tekrar dışarı atışımızda, tuttuğumuz nefesi verdik. Gökyüzünün devrimci mavisine daha bir anlayışlı baktık. Olur ki her insanı, birer tabloya benzettik bu sefer. 
  Kimisini beğendik, kimisini eleştirdik. Fakat ki sanatın haznemize girmesiyle,  kimsesizliğimize aitliği öğrettik.