Şiddetle mücadelede en güçlü koruma kalkanı ailede kuruluyor

16.04.2026 - 11:35, Güncelleme: 16.04.2026 - 11:35 195 kez okundu.
 

Şiddetle mücadelede en güçlü koruma kalkanı ailede kuruluyor

Şiddet eğiliminin risk faktörlerinin birikmesiyle oluştuğuna dikkat çeken İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Araştırma Görevlisi, Uzman Psikolog Çağatay Demirel, şiddetle mücadelede en güçlü koruma kalkanının aile içinde kurulduğunu söyledi.  Demirel, “Açık ve güvenli iletişim ortamı oluşturmak, çocuğun duygularını adlandırmasına yardım etmek, dijital kullanımı birlikte yönetmek ve sınırlandırmak, çocuğu şiddeti normalleştiren içeriklerden korumak, bu kalkanın temel taşlarıdır” dedi. Şiddetin artmasında dijital dünyadaki risklerin de etkili olduğunu belirten Çağatay Demirel, “Asıl tehlikeli olan ise sosyal medyada nefret ve şiddet içeriklerine maruz kalma, çevrimiçi zorbalık, siber taciz ve çocuğu aşırılığa yönelten çevrimiçi topluluklardır. Dijital dünyanın çocukla birlikte izlenmesi ve konuşulması, yasaktan çok daha güçlü bir koruma sağlar” diye konuştu. İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Araştırma Görevlisi, Uzman Psikolog Çağatay Demirel, son günlerde okullarda yaşanan şiddet olaylarının nedenleri ve alınması gereken önlemlere ilişkin değerlendirmede bulundu. Stresörler, şiddete maruz kalma ve travmatik deneyimlere dikkat! Uzman Psikolog Çağatay Demirel, şiddetin temelinde farklı nedenlerin olabileceğini belirterek “Şiddetin ne olduğunu tanımlamak için ‘Şiddet doğuştan mı gelir, yoksa öğrenilir mi?’ sorusunu yanıtlamak gerekir çünkü şiddeti algılama biçimimiz, ona karşı nasıl durduğumuzu doğrudan şekillendirir. Şiddet ne tamamen biyolojik bir kader ne de yalnızca çevresel faktörlerin ürünüdür; şiddet ikisi arasındaki etkileşimden doğar. Ancak bu denklemde çevresel etkiler yön veren ve belirleyici bir ağırlığa sahiptir.  Bazı bireyler, nörobiyolojik açıdan dürtü kontrolü ya da empati güçlüğüne yatkın olabilir. Ancak bu yatkınlık, destekleyici bir ortamda büyük ölçüde aşılabilir. Hiçbir çocuk, şiddet uygulayacak biçimde ‘programlanmış’ doğmaz. Öte yandan sürekli stresörler, şiddete maruz kalma ve travmatik deneyimler, beynin özellikle öz denetimden sorumlu prefrontal korteksin gelişimini kalıcı biçimde etkileyebilir.  Yani genetiğimiz kaderiz değildir ancak olumsuz erken yaşam deneyimleri, bir çocuğun dünyayı ve kendini algılayış biçimini derinden etkiler” diye konuştu. Şiddet eğilimi, risk faktörlerinin birikmesiyle oluşur “Şiddet eğilimi tek bir nedenin değil, risk faktörlerinin birikmesiyle oluşur” diyen Uzman Psikolog Çağatay Demirel, “Bu faktörler, çocuğun ihmali, çocuk istismarı, erken yaşta güvensiz bağlanma gibi aile içi dinamiklerle başlar. Çocuğun duygularını tanımakta ve isimlendirmekte zorlanması, öz düzenleme becerilerinin yeterince gelişmemesi ve erken yaşta başlayan madde kullanımı bu riskin artmasına sebep olur. Ancak asıl önemli nokta; sorun hiçbir zaman bireysel değildir” uyarısında bulundu. Şiddet eğilimini besleyen güçlü etkenler bulunuyor Şiddet eğilimini destekleyen etkenlere dikkat çeken Uzman Psikolog Çağatay Demirel, “Okul ortamındaki akran zorbalığı, dışlanma ve buna bağlı olarak oluşan aidiyetsizlik hissi de şiddet eğilimini besleyen güçlü etkenlerdir. Daha geniş bir perspektiften bakıldığında ise yoksulluk, eşitsizlik, yakın çevrede uygun rol model yokluğu ve toplumsal şiddetin normalleşmesi de bu tabloya katkıda bulunur” diye konuştu. Riskler azaltılabilir Uzman Psikolog Çağatay Demirel, “Çocuğun güvendiği en az bir sağlıklı yetişkin figürü olması, okula aidiyet duygusu, duygusal okuryazarlık ve sosyal beceri eğitimi; risk taşıyan bir çocuğun gidişatını köklü biçimde değiştirebilir” dedi. Çocuklar gördükleri davranışı model olarak benimser Şiddetin öğrenilebilen bir kavram olduğunu kaydeden Uzman Psikolog Çağatay Demirel, şunları söyledi: “Şiddetin en tehlikeli özelliklerinden biri döngüsel yapısıdır. Şiddete maruz kalan bir çocuğun beyni, tehdide karşı sürekli alarm halinde kalmaya koşullanır; bu durum saldırganlık eşiğini düşürür, empatiyi zayıflatır ve dürtü kontrolünü güçleştirir. Albert Bandura'nın Sosyal Öğrenme Kuramı, bu süreci çarpıcı biçimde açıklar: Çocuklar, gördükleri davranışları model alarak benimser. Şiddetin bir sorun çözme yolu olduğunu öğrenen çocuk, ilerleyen yıllarda bunu bir araç olarak kullanabilir. Kısa vadede anlık dürtüsel tepkiler gözlemlenebilirken uzun vadede ise travma, travma sonrası stres bozukluğu, ilişki güçlükleri ve şiddeti ‘normal’ görme riski baş gösterir. Bu nedenle şiddeti durdurmak, döngüyü bir yerden kesmek demektir ve o kesme noktası, çoğunlukla bir yetişkinin uzanan elidir.” Sosyal medyada nefret, çevrimiçi zorbalık asıl tehlikeyi oluşturuyor Şiddeti tetikleyen faktörler arasında dijital dünyanın da etkileri olabileceğini belirten Demirel, “Şiddet içerikli oyunlar, tek başına şiddetin nedeni değildir. Ancak özellikle çocuk küçükse, denetim yoksa ve gerçek ile kurgunun ayrımı henüz oturmamışsa risk faktörü olarak devreye girebilir. Asıl tehlikeli olan ise sosyal medyada nefret ve şiddet içeriklerine maruz kalma, çevrimiçi zorbalık, siber taciz ve çocuğu aşırılığa yönelten çevrimiçi topluluklardır. Ekran süresinin uzunluğu değil, içeriğin niteliği ve sosyal bağlam belirleyicidir. Dijital dünyanın çocukla birlikte izlenmesi ve konuşulması, yasaktan çok daha güçlü bir koruma sağlar” diye konuştu. Taklit etkisi göz ardı edilmemeli Günümüzde yaşanan okul içi silahlı şiddet olaylarının ülkemizde ve farklı coğrafyalarda artışını tek bir nedene bağlamanın doğru olmadığını belirten Demirel, özellikle taklit etkisine dikkat çekti: “Silahlara erişimin kolaylaşması, sosyal dışlanma, kalabalık içinde yalnızlık, psikososyal destek hizmetlerindeki eksik kalan yönler ve sosyoekonomik eşitsizlikler bu tabloya zemin hazırlar. Geçmişteki saldırıların medyada ayrıntılı ve sansasyonel biçimde aktarılmasının yarattığı ‘taklit etkisi’ (Copycat Effect, Werther Etkisi) kesinlikle göz ardı edilmemelidir. Bu etki, özellikle daha zayıf psikososyal özelliklere sahip bireylerin, yoğun biçimde medyaya yansıyan şiddet eylemlerini model alma eğiliminde olmalarıyla açıklanır. Bireyler yalnızca davranışın kendisini değil, bu davranışın dikkat çekme ya da sembolik anlam kazanma gibi sonuçlarını da öğrenirler. Araştırmalar, okul saldırıları gibi yüksek görünürlüklü olayların ardından kısa vadede benzer girişimlerde istatistiksel olarak anlamlı artışlar gözlemlendiğini ortaya koymaktadır. Özellikle failin kimliği, kullandığı yöntem ve olayın dramatik unsurlarının detaylı biçimde sunulması, davranışın yeniden üretilme riskini artırmaktadır. Bu nedenle olayın teknik ayrıntılarından ve faili merkezileştiren anlatılardan kaçınılmalı, bunun yerine toplumsal etkiler, önleme yolları ve destek kaynaklarına odaklanılmalıdır.” En güçlü koruma kalkanı aile içinde kurulur Şiddetle mücadelenin, devlet politikalarından okul programlarına kadar geniş bir yelpazede ele alınması gerektiğini söyleyen Uzman Psikolog Çağatay Demirel, “Ancak en güçlü koruma kalkanı hâlâ aile içinde kurulur. Açık ve güvenli iletişim ortamı oluşturmak, çocuğun duygularını adlandırmasına yardım etmek, dijital kullanımı birlikte yönetmek ve sınırlandırmak, çocuğu şiddeti normalleştiren içeriklerden korumak bu kalkanın temel taşlarıdır” dedi. Uyarı işaretleri mutlaka dikkate alınmalı Erken uyarı işaretlerini tanımanın ise her ebeveyn ve öğretmenin edinmesi gereken bir beceri olduğunu kaydeden Demirel, “Araştırmalar ve vaka incelemeleri gösteriyor ki saldırganların büyük çoğunluğu, olaydan önce fark edilebilir uyarı işaretleri vermiştir. Bu işaretleri anlayabilmek, erken müdahale imkânı sunar ve hem bireysel hem toplumsal düzeyde hayat kurtarmayı sağlar. Şiddeti sona erdirmenin yolu, onu cezalandırmaktan değil; büyümekte olan bir çocuğun ihtiyaçlarını zamanında görmekten geçer” dedi. Şiddetin bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirten Uzman Psikolog Çağatay Demirel, “Toplumsal ve kurumsal düzeyde ise acil ihtiyaçlar açıktır: Okullarda nitelikli ve yeterli psikolojik destek, silah politikalarının gözden geçirilmesi, medyanın sorumlu habercilik ilkelerini benimsemesi ve yoksullukla mücadelenin önceliğe alınması. Şiddet bir halk sağlığı sorunudur ve ona halk sağlığı perspektifiyle yaklaşılmasını gerektirir” diye konuştu. Şiddete maruz kalan öğrenci ve öğretmenlere tavsiyeler Travmatik bir olayın ardından yaşanan uyku bozukluğu, kaygı, öfke, duygusal uyuşukluk, sürekli tetikte olma hali gibi tepkilerin normal bir durum olduğunu belirten Uzman Psikolog Çağatay Demirel, özellikle şiddete maruz kalan öğrenci ve öğretmenlere tavsiyelerini şöyle sıraladı: “Bu tepkiler, zayıflık göstergesi değildir. Bunlar, beynin olağandışı bir deneyime verdiği olağan yanıtlardır. İyileşme mümkündür ve destek alarak çok daha hızlı gerçekleşir. Bir okul psikolojik danışmanı, psikolog ya da psikiyatristiyle görüşmekten çekinmemek, güvenilen bir yetişkinle konuşmak, haberlere ve olayı tekrar tekrar canlandıran içeriklere maruz kalmayı sınırlamak bu sürecin ilk adımlarıdır. Yemek, uyku ve günlük küçük rutinler, güvenlik hissi yaratmada beklenmedik ölçüde etkilidir. Öğretmenler için özellikle şunu vurgulamak gerekir: Şiddete tanıklık eden yetişkinler de destek alabilir. Kendi iyiliğini gözetmeyen bir yetişkin, zamanla hem kendine hem de öğrencilerine daha az yardımcı olabilir. Okula dönüş sürecini baskıyla değil, adım adım ve iş birliği içinde planlamak hem öğrenciler hem de öğretmenler için onarıcı bir geçiş sağlar.”     Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Şiddet eğiliminin risk faktörlerinin birikmesiyle oluştuğuna dikkat çeken İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Araştırma Görevlisi, Uzman Psikolog Çağatay Demirel, şiddetle mücadelede en güçlü koruma kalkanının aile içinde kurulduğunu söyledi.  Demirel, “Açık ve güvenli iletişim ortamı oluşturmak, çocuğun duygularını adlandırmasına yardım etmek, dijital kullanımı birlikte yönetmek ve sınırlandırmak, çocuğu şiddeti normalleştiren içeriklerden korumak, bu kalkanın temel taşlarıdır” dedi. Şiddetin artmasında dijital dünyadaki risklerin de etkili olduğunu belirten Çağatay Demirel, “Asıl tehlikeli olan ise sosyal medyada nefret ve şiddet içeriklerine maruz kalma, çevrimiçi zorbalık, siber taciz ve çocuğu aşırılığa yönelten çevrimiçi topluluklardır. Dijital dünyanın çocukla birlikte izlenmesi ve konuşulması, yasaktan çok daha güçlü bir koruma sağlar” diye konuştu.

İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Araştırma Görevlisi, Uzman Psikolog Çağatay Demirel, son günlerde okullarda yaşanan şiddet olaylarının nedenleri ve alınması gereken önlemlere ilişkin değerlendirmede bulundu.

Stresörler, şiddete maruz kalma ve travmatik deneyimlere dikkat!

Uzman Psikolog Çağatay Demirel, şiddetin temelinde farklı nedenlerin olabileceğini belirterek “Şiddetin ne olduğunu tanımlamak için ‘Şiddet doğuştan mı gelir, yoksa öğrenilir mi?’ sorusunu yanıtlamak gerekir çünkü şiddeti algılama biçimimiz, ona karşı nasıl durduğumuzu doğrudan şekillendirir. Şiddet ne tamamen biyolojik bir kader ne de yalnızca çevresel faktörlerin ürünüdür; şiddet ikisi arasındaki etkileşimden doğar. Ancak bu denklemde çevresel etkiler yön veren ve belirleyici bir ağırlığa sahiptir.  Bazı bireyler, nörobiyolojik açıdan dürtü kontrolü ya da empati güçlüğüne yatkın olabilir. Ancak bu yatkınlık, destekleyici bir ortamda büyük ölçüde aşılabilir. Hiçbir çocuk, şiddet uygulayacak biçimde ‘programlanmış’ doğmaz. Öte yandan sürekli stresörler, şiddete maruz kalma ve travmatik deneyimler, beynin özellikle öz denetimden sorumlu prefrontal korteksin gelişimini kalıcı biçimde etkileyebilir.  Yani genetiğimiz kaderiz değildir ancak olumsuz erken yaşam deneyimleri, bir çocuğun dünyayı ve kendini algılayış biçimini derinden etkiler” diye konuştu.

Şiddet eğilimi, risk faktörlerinin birikmesiyle oluşur

“Şiddet eğilimi tek bir nedenin değil, risk faktörlerinin birikmesiyle oluşur” diyen Uzman Psikolog Çağatay Demirel, “Bu faktörler, çocuğun ihmali, çocuk istismarı, erken yaşta güvensiz bağlanma gibi aile içi dinamiklerle başlar. Çocuğun duygularını tanımakta ve isimlendirmekte zorlanması, öz düzenleme becerilerinin yeterince gelişmemesi ve erken yaşta başlayan madde kullanımı bu riskin artmasına sebep olur. Ancak asıl önemli nokta; sorun hiçbir zaman bireysel değildir” uyarısında bulundu.

Şiddet eğilimini besleyen güçlü etkenler bulunuyor

Şiddet eğilimini destekleyen etkenlere dikkat çeken Uzman Psikolog Çağatay Demirel, “Okul ortamındaki akran zorbalığı, dışlanma ve buna bağlı olarak oluşan aidiyetsizlik hissi de şiddet eğilimini besleyen güçlü etkenlerdir. Daha geniş bir perspektiften bakıldığında ise yoksulluk, eşitsizlik, yakın çevrede uygun rol model yokluğu ve toplumsal şiddetin normalleşmesi de bu tabloya katkıda bulunur” diye konuştu.

Riskler azaltılabilir

Uzman Psikolog Çağatay Demirel, “Çocuğun güvendiği en az bir sağlıklı yetişkin figürü olması, okula aidiyet duygusu, duygusal okuryazarlık ve sosyal beceri eğitimi; risk taşıyan bir çocuğun gidişatını köklü biçimde değiştirebilir” dedi.

Çocuklar gördükleri davranışı model olarak benimser

Şiddetin öğrenilebilen bir kavram olduğunu kaydeden Uzman Psikolog Çağatay Demirel, şunları söyledi: “Şiddetin en tehlikeli özelliklerinden biri döngüsel yapısıdır. Şiddete maruz kalan bir çocuğun beyni, tehdide karşı sürekli alarm halinde kalmaya koşullanır; bu durum saldırganlık eşiğini düşürür, empatiyi zayıflatır ve dürtü kontrolünü güçleştirir. Albert Bandura'nın Sosyal Öğrenme Kuramı, bu süreci çarpıcı biçimde açıklar: Çocuklar, gördükleri davranışları model alarak benimser. Şiddetin bir sorun çözme yolu olduğunu öğrenen çocuk, ilerleyen yıllarda bunu bir araç olarak kullanabilir. Kısa vadede anlık dürtüsel tepkiler gözlemlenebilirken uzun vadede ise travma, travma sonrası stres bozukluğu, ilişki güçlükleri ve şiddeti ‘normal’ görme riski baş gösterir. Bu nedenle şiddeti durdurmak, döngüyü bir yerden kesmek demektir ve o kesme noktası, çoğunlukla bir yetişkinin uzanan elidir.”

Sosyal medyada nefret, çevrimiçi zorbalık asıl tehlikeyi oluşturuyor

Şiddeti tetikleyen faktörler arasında dijital dünyanın da etkileri olabileceğini belirten Demirel, “Şiddet içerikli oyunlar, tek başına şiddetin nedeni değildir. Ancak özellikle çocuk küçükse, denetim yoksa ve gerçek ile kurgunun ayrımı henüz oturmamışsa risk faktörü olarak devreye girebilir. Asıl tehlikeli olan ise sosyal medyada nefret ve şiddet içeriklerine maruz kalma, çevrimiçi zorbalık, siber taciz ve çocuğu aşırılığa yönelten çevrimiçi topluluklardır. Ekran süresinin uzunluğu değil, içeriğin niteliği ve sosyal bağlam belirleyicidir. Dijital dünyanın çocukla birlikte izlenmesi ve konuşulması, yasaktan çok daha güçlü bir koruma sağlar” diye konuştu.

Taklit etkisi göz ardı edilmemeli

Günümüzde yaşanan okul içi silahlı şiddet olaylarının ülkemizde ve farklı coğrafyalarda artışını tek bir nedene bağlamanın doğru olmadığını belirten Demirel, özellikle taklit etkisine dikkat çekti:

“Silahlara erişimin kolaylaşması, sosyal dışlanma, kalabalık içinde yalnızlık, psikososyal destek hizmetlerindeki eksik kalan yönler ve sosyoekonomik eşitsizlikler bu tabloya zemin hazırlar. Geçmişteki saldırıların medyada ayrıntılı ve sansasyonel biçimde aktarılmasının yarattığı ‘taklit etkisi’ (Copycat Effect, Werther Etkisi) kesinlikle göz ardı edilmemelidir. Bu etki, özellikle daha zayıf psikososyal özelliklere sahip bireylerin, yoğun biçimde medyaya yansıyan şiddet eylemlerini model alma eğiliminde olmalarıyla açıklanır. Bireyler yalnızca davranışın kendisini değil, bu davranışın dikkat çekme ya da sembolik anlam kazanma gibi sonuçlarını da öğrenirler. Araştırmalar, okul saldırıları gibi yüksek görünürlüklü olayların ardından kısa vadede benzer girişimlerde istatistiksel olarak anlamlı artışlar gözlemlendiğini ortaya koymaktadır. Özellikle failin kimliği, kullandığı yöntem ve olayın dramatik unsurlarının detaylı biçimde sunulması, davranışın yeniden üretilme riskini artırmaktadır. Bu nedenle olayın teknik ayrıntılarından ve faili merkezileştiren anlatılardan kaçınılmalı, bunun yerine toplumsal etkiler, önleme yolları ve destek kaynaklarına odaklanılmalıdır.”

En güçlü koruma kalkanı aile içinde kurulur

Şiddetle mücadelenin, devlet politikalarından okul programlarına kadar geniş bir yelpazede ele alınması gerektiğini söyleyen Uzman Psikolog Çağatay Demirel, “Ancak en güçlü koruma kalkanı hâlâ aile içinde kurulur. Açık ve güvenli iletişim ortamı oluşturmak, çocuğun duygularını adlandırmasına yardım etmek, dijital kullanımı birlikte yönetmek ve sınırlandırmak, çocuğu şiddeti normalleştiren içeriklerden korumak bu kalkanın temel taşlarıdır” dedi.

Uyarı işaretleri mutlaka dikkate alınmalı

Erken uyarı işaretlerini tanımanın ise her ebeveyn ve öğretmenin edinmesi gereken bir beceri olduğunu kaydeden Demirel, “Araştırmalar ve vaka incelemeleri gösteriyor ki saldırganların büyük çoğunluğu, olaydan önce fark edilebilir uyarı işaretleri vermiştir. Bu işaretleri anlayabilmek, erken müdahale imkânı sunar ve hem bireysel hem toplumsal düzeyde hayat kurtarmayı sağlar. Şiddeti sona erdirmenin yolu, onu cezalandırmaktan değil; büyümekte olan bir çocuğun ihtiyaçlarını zamanında görmekten geçer” dedi.

Şiddetin bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirten Uzman Psikolog Çağatay Demirel, “Toplumsal ve kurumsal düzeyde ise acil ihtiyaçlar açıktır: Okullarda nitelikli ve yeterli psikolojik destek, silah politikalarının gözden geçirilmesi, medyanın sorumlu habercilik ilkelerini benimsemesi ve yoksullukla mücadelenin önceliğe alınması. Şiddet bir halk sağlığı sorunudur ve ona halk sağlığı perspektifiyle yaklaşılmasını gerektirir” diye konuştu.

Şiddete maruz kalan öğrenci ve öğretmenlere tavsiyeler

Travmatik bir olayın ardından yaşanan uyku bozukluğu, kaygı, öfke, duygusal uyuşukluk, sürekli tetikte olma hali gibi tepkilerin normal bir durum olduğunu belirten Uzman Psikolog Çağatay Demirel, özellikle şiddete maruz kalan öğrenci ve öğretmenlere tavsiyelerini şöyle sıraladı:

“Bu tepkiler, zayıflık göstergesi değildir. Bunlar, beynin olağandışı bir deneyime verdiği olağan yanıtlardır. İyileşme mümkündür ve destek alarak çok daha hızlı gerçekleşir. Bir okul psikolojik danışmanı, psikolog ya da psikiyatristiyle görüşmekten çekinmemek, güvenilen bir yetişkinle konuşmak, haberlere ve olayı tekrar tekrar canlandıran içeriklere maruz kalmayı sınırlamak bu sürecin ilk adımlarıdır. Yemek, uyku ve günlük küçük rutinler, güvenlik hissi yaratmada beklenmedik ölçüde etkilidir. Öğretmenler için özellikle şunu vurgulamak gerekir: Şiddete tanıklık eden yetişkinler de destek alabilir. Kendi iyiliğini gözetmeyen bir yetişkin, zamanla hem kendine hem de öğrencilerine daha az yardımcı olabilir. Okula dönüş sürecini baskıyla değil, adım adım ve iş birliği içinde planlamak hem öğrenciler hem de öğretmenler için onarıcı bir geçiş sağlar.”

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve habergercek.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.