Türkiye’de ekonomi artık sadece rakamların değil, ruh halimizin de özeti haline geldi. TÜİK ne açıklarsa açıklasın, vatandaşın enflasyonu manav poşetinde, market fişinde, elektrik faturasında yazıyor.
Geçen yıl aldığın peynir, bu yıl bayram ikramiyesi kadar. Markette çalışan kasiyer, fiyat soran müşteriye etiket güncellemesini yetiştiremiyor. Hükümet “enflasyonla mücadele ediyoruz” dedikçe, raflar biraz daha sessizleşiyor, cüzdanlar biraz daha konuşuyor.
Sokakta herkesin ekonomiyle imtihanı farklı:
Öğrenci simide zam gelince beslenmeyi bırakıyor.
Emekli sabah pazara aç gidip akşam etikete bakmadan dönüyor.
Asgari ücretli, ay başını değil ay ortasını bile göremez hale geldi.
Merkez Bankası'nın faiz kararlarıyla, dövizin dansı arasında sıkışmış bir halk var. Ama asıl mesele rakamlarda değil: Güvensizlik artıyor, umut azalıyor. Ekonominin psikolojisi bozulduysa, kur yükselmese de geçim derdi düşmüyor.
Velhasıl… Ekonomide asıl kriz, fiyatlarda değil; insanların hayal kurma kapasitesinde yaşanıyor. Bugün cebindeki para, yarını düşünmeye yetmiyorsa; orada kalkınmadan, refahtan değil, sadece direnmekten söz edilebilir.